Charles Dickens’ın ölümsüz klasiği “Oliver Twist” üzerine samimi bir inceleme. Viktorya dönemi Londra’sının karanlık sokaklarında masumiyet, yoksulluk ve umut üzerine zamansız bir yolculuk.


Bazı eserlerin adını duymayan kalmamıştır. Hatta okumayanlar bile o meşhur sahneyi bilir: Elinde boş bir kaseyle duran cılız bir yetim çocuk ve titrek bir sesle söylediği o cüretkar sözler: “Lütfen efendim, biraz daha alabilir miyim?”
Evet, Charles Dickens’ın ölümsüz eseri “Oliver Twist”ten bahsediyorum.
Çoğumuz için bu kitap, okul yıllarında okutulan “zorunlu klasikler” listesinden ibaret olabilir. Ama size bir sır vereyim: Eğer Oliver Twist‘i sadece “hüzünlü bir yetim hikayesi” sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz.
Bu kitap, 1837 yılında yazılmış olmasına rağmen, bugünün dünyasına, yoksulluğa, sistemin çarkları arasında ezilen çocuklara ve insan doğasının en karanlık dehlizlerine dair korkutucu derecede güncel bir manifesto.
Bugün; Viktorya dönemi Londra’sının sisli sokaklarına dalıyor ve o küçük çocuğun masumiyetinin, koca bir imparatorluğun vicdanını nasıl sarstığını konuşuyoruz.
Londra’nın İki Yüzü: Sefalet ve İhtişam
Dickens’ın kalemi bir kamera gibidir; size sadece olayları anlatmaz, o atmosferi yaşatır. Oliver Twist‘i okurken burnunuza yetimhanenin o küf kokusu gelir, Londra’nın arka sokaklarındaki çamur paçalarınıza bulaşır.
Roman, “yetimhane” adı verilen ama aslında yoksulların sistematik olarak aç bırakıldığı ve ezildiği kurumlara sert bir eleştiriyle başlar. Küçük Oliver, sırf hayatta kalmak için biraz daha yemek istediği için “nankör” ilan edilir ve sistemin dışına itilir.
Ancak dışarısı daha güvenli değildir. Oliver’ın kaçıp sığındığı Londra, ışıltılı caddelerin hemen arkasında, hırsızların, yankesicilerin ve katillerin kol gezdiği karanlık bir yeraltı dünyası barındırır.
Masumiyet ve Kötülük Arasındaki Savaş
Romanın gücü, karakterlerinin zıtlığından gelir.
Oliver, neredeyse gerçek olamayacak kadar saftır. Başına gelen onca felakete, açlığa ve şiddete rağmen içindeki iyiliği korumayı başarır. O, Dickens’ın “bozulmamış insan doğasına” olan inancının sembolüdür.
Diğer yanda ise edebiyat tarihinin en unutulmaz kötü adamlarından bazıları vardır:

- Fagin: Çocukları yankesici olarak eğiten, sinsi, manipülatif ve tekinsiz bir “baba” figürü.
- Bill Sikes: Şiddetin ve saf kötülüğün vücut bulmuş hali, acımasız bir hırsız.
Ve bir de Nancy var… Kötülüğün içinde debelenen ama vicdanının sesini susturamayan, Oliver için kendini feda eden o trajik kadın. Belki de romanın en gerçek, en “bizden” karakteri o.
Neden Bugün Hâlâ Okumalıyız?
Dürüst olalım, 19. yüzyılın dili bazen ağır gelebilir. Ama Oliver Twist‘in anlattığı dertler o kadar güncel ki…
Bugün dünyanın dört bir yanında, hatta kendi şehrimizin arka sokaklarında, sistemin görmezden geldiği, suça itilen, açlıkla sınanan “Oliver”lar yok mu?
Dickens bu kitabı yazdığında çok öfkeliydi. Toplumun ikiyüzlülüğüne, zenginin yoksulu görmezden gelişine öfkeliydi. Bu romanı okurken o öfkeyi hissetmemek imkansız. Oliver Twist, bize konforlu koltuklarımızda otururken rahatsız olmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Karanlığın İçindeki Işık
Tüm o karanlık atmosfere, suç dünyasının vahşetine rağmen; Oliver Twist nihayetinde bir umut kitabıdır. Bize, en kötü koşullarda bile iyiliğin hayatta kalabileceğini, bir çocuğun masumiyetinin en katı kalpleri bile (bazen) yumuşatabileceğini gösterir.
Eğer klasiklere bir şans vermek istiyorsanız ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, küçük Oliver’ın elinden tutun. Sizi götüreceği yolculuk biraz sarsıntılı olacak ama vardığınız yerde insanlığa dair çok şey öğreneceksiniz.
