EDEBİYAT- KİTAP

“Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur”: Simone de Beauvoir’ı Neden Mutlaka Okumalıyız?

“Kadın doğulmaz, kadın olunur.” Edebiyat ve felsefe tarihini ortadan ikiye bölen, yüzyıllardır süregelen o görünmez kabulleri tek bir cümleyle yıkan bu muazzam sözü mutlaka duymuşsunuzdur. Peki bu cesur cümlenin arkasındaki o güçlü kalem kimdi?

Reklamlar

Çoğu zaman Jean-Paul Sartre’ın “hayat arkadaşı” olarak anılma haksızlığına uğrasa da, Simone de Beauvoir 20. yüzyılın en büyük bağımsız düşünürlerinden, romancılarından ve feminist ikonlarından biridir. O, kendisine biçilen toplumsal rolleri reddedip, hayatı bir senaryo gibi yaşamak yerine kendi senaryosunu yazmayı seçen bir başkaldırıdır.

“The Gustos” olarak, bugün Paris kafelerinden tüm dünyaya yayılan bir özgürlük felsefesine, Simone de Beauvoir’ın o keskin zekasına yakından bakıyoruz.

1. Varoluşçuluk Nedir ve Beauvoir Bunu Nasıl Yorumladı?

Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm) felsefesinin temeli şudur: “Varoluş, özden önce gelir.” Yani insan dünyaya bir “kaderle” veya önceden belirlenmiş bir “özle” gelmez; kendi seçimleriyle, eylemleriyle kendi kendini yaratır. İnsan özgürlüğe mahkumdur.

  • Beauvoir’ın Dokunuşu: Beauvoir bu felsefeyi alıp kadının toplumdaki konumuna uyarladı. Toplumun kadına “Zayıfsın, annesin, itaatkarsın” diyerek bir “öz” (kader) dayattığını savundu. Oysa kadın, tıpkı erkek gibi kendi yolunu çizebilecek özgür bir bireydi. Bu düşünce, dönemi için kelimenin tam anlamıyla bir zihin devrimiydi.

2. Başyapıt: “İkinci Cinsiyet” (Le Deuxième Sexe)

1949 yılında yayımlandığında Vatikan tarafından “Yasaklı Kitaplar Listesi”ne alınan, Paris’te ise sokaklarda tartışmalara neden olan o efsanevi eser.

  • Kitabın Mesajı: Beauvoir bu kitapta biyolojik cinsiyet ile toplumsal cinsiyet (toplumun kadından bekledikleri) arasındaki farkı muazzam bir netlikle ayırır. Tarih boyunca erkeğin “Özne” (Asıl), kadının ise her zaman ona göre tanımlanan “Öteki” (İkinci Cinsiyet) konumuna itildiğini tarihi, edebi ve psikolojik kanıtlarla ortaya koyar. Bu eser, modern feminizmin temel taşı kabul edilir.

3. Sadece Bir Filozof Değil, Usta Bir Romancı: “Mandarinler”

Beauvoir sadece felsefi makaleler yazmadı, aynı zamanda muazzam bir romancıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrası Fransız aydınlarının yaşadığı ahlaki ve siyasi ikilemleri, hayal kırıklıklarını anlattığı Mandarinler (Les Mandarins) romanı ile Fransa’nın en prestijli edebiyat ödülü olan Prix Goncourt’u kazandı. Bu roman, dönemin entelektüel atmosferini solumak ve kusursuz bir edebi kurgu okumak isteyenler için bir başyapıttır.

4. Geleneklere Meydan Okuyan Bir Hayat

Simone de Beauvoir, felsefesini sadece kağıt üzerinde bırakmadı, bizzat yaşadı. Burjuva bir ailenin kızı olarak doğmasına rağmen evliliği, çocuk sahibi olmayı ve geleneksel aile yaşantısını bilinçli olarak reddetti. Sartre ile aralarındaki o meşhur, özgür ve ömür boyu süren entelektüel bağ, dönemin tüm ahlak kurallarını sarsmıştı. O, bağımsızlığın ve ekonomik özgürlüğün kadın için en büyük güç olduğuna inandı.

Gustos Yorumu: Özgürlüğün Bedeli ve Ödülü

Simone de Beauvoir’ı okumak, kolay bir yolculuk değildir. Konfor alanınızı sarsar, size dayatılan doğruları sorgulatır ve kendi hayatınızın direksiyonuna geçmeniz için sizi cesaretlendirir. Özgürlük, Beauvoir’ın da dediği gibi ağır bir yüktür; ancak kendi hikayenizin “Öznesi” olmanın verdiği o eşsiz tat, bu bedeli ödemeye kesinlikle değer.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir