
Homeros’un İlyada ve Odysseia’sını veya Ovidius’un Dönüşümler’ini okurken hep o ihtişamlı erkek kahramanlara hayran bırakıldık. Perseus yılan saçlı canavarı öldürdü ve kahraman oldu; Odysseus adadaki o kötü cadıyı alt etti ve zekasını kanıtladı…

Peki hikayeyi bir de o “canavarlardan” ve “cadılardan” dinlesek nasıl olurdu?
Son yıllarda edebiyat dünyasında muazzam bir devrim yaşanıyor. Kadın yazarlar, binlerce yıldır erkeklerin tekelinde olan o mitolojik destanları alıp, hikayeyi kadınların gözünden yeniden yazıyorlar. “The Gustos” Haksızlığa uğrayan, sürgün edilen ve canavarlaştırılan o güçlü kadınların iade-i itibarına yakından bakıyoruz.
1. Kurban Edilen Bir Güzellik: Medusa’nın Sessiz Çığlığı
Mitolojinin en bilinen canavarıdır. Saçları yılanlardan oluşan, gözlerine bakanı anında taşa çeviren o korkunç yaratık… Peki Medusa hep böyle miydi?

- Gerçek Hikaye: Medusa aslında Athena’nın tapınağında kendini tanrılara adamış, güzelliğiyle dillere destan ölümlü bir rahibeydi. Deniz tanrısı Poseidon, tapınakta ona zorla sahip oldu. Olayı öğrenen Athena, kendi tapınağını kirlettiği için gücü yeten Poseidon’u değil, mağdur olan Medusa’yı cezalandırdı ve onu bir canavara dönüştürdü.
- Yeniden Yazımı: Bugün Medusa, feminist edebiyatta “tecavüze uğrayıp ardından suçlanan” tüm kadınların evrensel sembolüdür. O, bir canavar değil; erkek şiddetinin ve ataerkil adaletsizliğin en trajik kurbanıdır. Saçlarındaki yılanlar ise kötülüğün değil, kendini korumak zorunda bırakılan dişil öfkenin simgesidir.
2. Sürgündeki Şifacı: Aiaia Adasının “Cadı”sı Kirke
Odysseus’un destanında karşımıza çıkan, adasına gelen masum erkekleri domuzlara çeviren o şeytani, baştan çıkarıcı büyücü Kirke!

- Gerçek Hikaye: Madeline Miller’ın muazzam eseri Ben, Kirke sayesinde onun gerçek yüzüyle tanıştık. Kirke, tanrıların o kibirli dünyasında dışlanan, sesi ve görüntüsüyle alay edilen bir kadındı. Gücünü doğadan, bitkilerden ve kendi çabasıyla öğrendiği şifacılıktan (büyüden) alıyordu. Adasına gelen adamları domuzlara çeviriyordu çünkü o adamlar, yalnız bir kadını savunmasız görüp ona tecavüz etmeye, evini yağmalamaya kalkışıyorlardı.
- Yeniden Yazımı: Kirke bir cadı değildi; sınırlarını çizen, doğayı anlayan ve kendini koruyan bağımsız bir kadındı. Toplumun (ve mitolojinin), kendi ayakları üzerinde duran güçlü kadınlara taktığı isim her zaman “cadı” olmuştur.
3. Dünyanın Tüm Suçlarını Sırtlanan İlk Kadın: Pandora
“Pandora’nın Kutusu” deyimini hepimiz biliriz. Efsaneye göre tanrılar tarafından yaratılan ilk kadın olan Pandora, merakına yenik düşüp ona verilen kutuyu (aslında küpü) açmış ve dünyaya hastalıkları, kederi, kötülüğü salmıştır.

- Gerçek Hikaye: Size de tanıdık geldi mi? Havva’nın yasak elmayı yemesiyle cennetten kovuluş hikayesinin antik Yunan versiyonu! Ataerkil düzen, dünyadaki tüm acıların ve yozlaşmanın faturasını her zaman kadının “merakına” ve “itaatsizliğine” kesmiştir.
- Yeniden Yazımı: Feminist okumalarda Pandora’nın eylemi bir felaket değil, bir “uyanış”tır. O kutuyu açmak; bilgiye, keşfetmeye ve gerçeğe duyulan susuzluktur. Kadının merakı dünyayı yıkmaz, aksine dünyayı durağanlıktan kurtarıp geliştirir.
Gustos Yorumu: Hikayeleri Değiştirme Vakti
Evin içinde büyüyen o minik kız çocuklarına anlatacağımız masalları, okutacağımız mitleri baştan yazmakla başlıyor her şey. Onlara prensini bekleyen çaresiz prensesler olduklarını değil; Kirke gibi kendi gücünü inşa edebileceklerini, haksızlığa karşı Medusa gibi sınırlarını çizebileceklerini anlatmalıyız.
Tarihi kazananlar ve erkekler yazmış olabilir; ama geleceği, eline kendi kalemini alan güçlü kadınlar yazacak. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!
