Maksim Gorki’nin dev eseri “Artamonovlar” üzerine samimi bir inceleme. Üç kuşak süren bir ailenin yükselişi, mirasın ağırlığı altında ezilişi ve bir devrin çöküşünün görkemli hikayesi.


Bu okurken bir binanın temelinin atılışından çatısının çöküşüne kadar geçen süreci hızlandırılmış bir film gibi izliyorsunuz. Tuğla tuğla örülen hırslar, harcına karışan yalanlar ve nihayetinde kendi ağırlığını taşıyamayan o devasa yapı…
Maksim Gorki’nin başyapıtlarından biri olan “Artamonovlar”, işte tam olarak böyle bir roman.
Rus edebiyatının o kendine has, insan ruhunun en karanlık köşelerine fener tutan gerçekçiliğini seviyorsanız, bu kitap sizi üç kuşak süren bir ailenin trajik ama bir o kadar da tanıdık hikayesine davet ediyor. Bugün blogda; hırsla kurulan, bıkkınlıkla sürdürülen ve sonunda kaçınılmaz bir devrimin ayak sesleri altında kalan bir imparatorluğu, Artamonov ailesinin hikayesini konuşacağız.
Birinci Kuşak: Kökler ve Hırs (İlya Baba)
Hikaye, serflikten azat edilmiş, enerjisi ve hırsı bedenine sığmayan baba İlya Artamonov ile başlar. İlya, tam anlamıyla “tırnaklarıyla kazıyarak” var olan bir adamdır. Bataklık bir araziye kurduğu keten fabrikası, onun için sadece bir iş yeri değil, adeta bir tapınaktır.
Gorki, İlya’nın bu kurucu enerjisini o kadar canlı anlatır ki, fabrikanın gürültüsünü kulaklarınızda duyarsınız. O, eski dünyanın son güçlü temsilcisidir. Acımasızdır, kabadır ama bir amacı vardır.
Ancak İlya’nın trajedisi, kurduğu bu devasa çarkın, kendi çocuklarını öğütecek bir makineye dönüşeceğini görememesidir.
İkinci Kuşak: Mirasın Altında Ezilmek (Oğullar)
Romanın asıl can yakıcı kısmı, ikinci kuşakla, özellikle de en büyük oğul Pyotr ile başlar.
Babasının o devasa gölgesi altında kalan Pyotr, fabrikayı yönetmek zorundadır ama içinde ne o ateş vardır ne de o hırs. O, sadece bir “mirasçıdır”. Omuzlarına yüklenen bu sorumluluk, onu yavaş yavaş çürütür.
Pyotr Artamonov’u okurken, Oblomov’vari bir ataletin farklı bir versiyonunu görürüz. Oblomov yatağından çıkamıyordu; Pyotr ise fabrikasından çıkamaz ama ruhen çoktan ölmüştür. Zenginlik arttıkça, ailenin içindeki manevi boşluk da büyür. Gorki bize şunu sorar: Anlamını bilmediğin bir servete sahip olmanın ne değeri var?
“İnsanlar bir şey inşa ettiklerini sanıyorlar, oysa sadece mezarlarını kazıyorlar.”

Üçüncü Kuşak ve Kaçınılmaz Son
Ve nihayet, torunlar… Artık devir değişmiştir. Dışarıda, fabrikanın duvarlarının ötesinde başka bir dünya kurulmaktadır. İşçilerin homurtusu, yaklaşan devrimin ayak sesleridir.
Üçüncü kuşak Artamonovlar, dedelerinin kurduğu bu dünyaya tamamen yabancıdır. Kimi bu çürümüşlükten kaçar devrimcilere katılır, kimi ise bu yozlaşmanın içinde tamamen kaybolur.
Gorki, bir ailenin çöküşü üzerinden aslında Çarlık Rusyası’nın burjuvazisinin nasıl kendi sonunu hazırladığını o muazzam gözlem yeteneğiyle anlatır. Fabrika bacalarından çıkan duman, sadece kumaşları değil, insan ruhlarını da karartmaktadır.
Neden Bugün Hâlâ Okumalıyız?
Dürüst olalım, “Artamonovlar” kolay bir okuma değildir. Yoğundur, kalabalıktır ve Rus gerçekçiliğinin o ağır havasını solursunuz. Ama bu kitabı bugün hâlâ değerli kılan şey, anlattığı “miras” meselesidir.
- Bize bırakılan hayatı mı yaşıyoruz, yoksa kendi hayatımızı mı?
- Sadece “daha fazlasına” sahip olmak için çalışmak, bizi sonunda nasıl bir boşluğa sürükler?
Gorki’nin karakterleri, 19. yüzyıl Rusyası’nda yaşasalar da dertleri bugünün plaza insanının dertlerinden çok da farklı değil.
Çöküşün Görkemli Tanıklığı
“Artamonovlar”, bittiğinde üzerinizde koca bir fabrikanın yorgunluğunu hissettirecek. Ama bu yorgunluk, insan doğasının hırslarına, zaaflarına ve kuşaklar arası çatışmalarına dair derin bir anlayışla harmanlanmış olacak.
Eğer Buddenbrooklar (Thomas Mann) tarzı aile sagalarını veya Rus klasiklerinin o derinlikli dünyasını seviyorsanız, Maksim Gorki’nin bu başyapıtını mutlaka listenize alın.
Rus edebiyatının karakter odaklı derinliğini seviyorsanız, İvan Gonçarov’un ölümsüz eseri Oblomov incelememize de göz atabilirsiniz.
