EDEBİYAT- KİTAP

Ekranların Ötesindeki Satırlar: Ünlü İsimlerin Kaleminden Çarpıcı Kitaplar

Bugün, kameraların, spot ışıklarının ve o ezbere bildiğimiz repliklerin çok ötesine, o aşina olduğumuz yüzlerin en mahrem, en sessiz dünyalarına, yani kelimelerine sığınıyoruz. Bazen bir şarkıda ezgisine kapıldığımız bir müzisyenin, bazen bir dizide performansına hayran kaldığımız bir oyuncunun eline kalemi aldığında nasıl bambaşka bir ruha büründüğünü görmek, okur için muazzam bir keşiftir.

Reklamlar

Evdeki o tatlı koşturmaca durulup da, çocukların uykuya daldığı o kıymetli akşam saatlerinde köşenize çekilip kahvenizi yudumlarken okuyabileceğiniz, bir liste hazırladık. Şiirden mizaha, karanlık masallardan taşra hüznüne uzanan, ünlü isimlerin iç dünyalarını cömertçe önümüze serdiği bu 6 özel esere gelin yakından bakalım.

1. Çıplak ve Sarsıcı Bir Şiir: Can Bonomo – Mümkansız Şeyler

Can Bonomo’yu hep o enerjik, alternatif ve renkli müzisyen kimliğiyle tanıdık. Ancak o, kelimelerle kavga etmeyi ve onlarla kanamayı çok seven bir şair. Mümkansız Şeyler, yazarın hayatla, ölümle, hastalıklarla ve yıllarla olan o yorucu dövüşünün en saf hali.

Arka kapağındaki o vurucu satırlar aslında kitabın tüm manifestosunu özetliyor: “İki farklı gecede iki kere namlu dayadılar alnıma. Hayatlarında bir kere bile ceset görmeden ölen insanlar gördüm.” Kendi karanlığıyla yüzleşmekten korkmayan, yirmili yaşlarının başında ruhunun yarısını toprağa veren bir adamın itirafları bunlar. Bir ebeveyn olarak o satırların arasındaki baba olma hissiyatı çok sarsıcı: “Kuşları sevdim, kuşlarla ilgili yazarak büyüttüm çocuğumu… Roma İmparatoru’nun adını verdim oğluma. Kardeşini katlettiğini bile bile Romulus; Hiçbir şey öğretmeye çalışmayacağım sana. Yirmili yaşlarının başında Can’ın çıkmasın diye…” Babalığın o korumacı ama bir o kadar da çaresiz kabullenişini, bu kadar şiirsel ve acıtan bir dille okumak çok nadir rastlanan bir deneyim.

2. Bir Ege Rüyası ve Teslimiyet: Nejat İşler – Miras

Nejat İşler’in o umursamaz görünen ama içten içe dünyayı çok fazla dert edinen tavrını hepimiz biliriz. Miras, bizi 2000 yılının baharına, Ege’nin o kıvrıla kıvrıla inen sıcak yollarına götürüyor. Hayatında çok önemli bir yeri olan, vadesinin dolacağını bildiği Barış Abi’si ve onun kızıyla çıktığı bu yolculuk, aslında genç bir oyuncunun kendi geleceğiyle, şöhretle ve hayatın getirdikleriyle yüzleşme hikayesi.

Kitap, yol hikayelerinin o dönüştürücü gücünü iliklerinize kadar hissettiriyor. “Diyelim iyi gitti işler, başrol falan oynadım, meşhur oldum. Bizim piyasayı biliyorsun. Rahat vermezler adama da kadına da,” derken aslında bugünün Nejat İşler’inin temellerinin o Ege yollarında nasıl atıldığını görüyoruz. Yola çıkıldığında başka, menzile varıldığında başka biri olmanın o melankolik güzelliğini arayanlar için muazzam bir hatırat.

3. Hayata Karşı Küçük ve Hesaplı Bir Terapi: Gülse Birsel – Beni Gözünüzde Büyütmeyin

Eğer şu sıralar ekonomiden, küresel ısınmadan veya haber akışından içiniz daraldıysa, acil durum camını kırıp bu kitabı elinize alabilirsiniz. Gülse Birsel, o keskin zekası ve eşsiz gözlem yeteneğiyle hepimizin kanepenin minderleri arasına sıkışıp kaybolmuş o neşesini bulup çıkarıyor.

Beni Gözünüzde Büyütmeyin, arabesk rapçilerin aksine hayatın ne olursa olsun yaşanmaya değer olduğunu, iyi bir döner bulamamanın hüznünden sıyrılıp “hayattayız” demenin gücünü hatırlatıyor. Kendi kendine gülmektense bunu okuruyla paylaşmayı seçen Birsel, kütüphanemizde duran küçük çaplı, masrafsız ve son derece etkili bir antidepresan gibi.

4. Kilidi Kırık Bir Hatıra Defteri: Yekta Kopan – Belki Yaz Erken Gelir

Sesine yıllardır aşina olduğumuz, edebiyatımızın en zarif kalemlerinden Yekta Kopan, bu kitabıyla bizi bitmeyen bir bekleyişin, hayatın ta kendisinin içine çekiyor. Kapağında devasa bir can simidi tutan o yalnız kadının görseliyle başlayan yolculuk, aniden içeri giren birinin dikkatinizi dağıtmasıyla uçup giden çocukluk anılarına dönüşüyor.

Annenin masallarının, babanın yarım kalan fıkralarının eriyip gittiği, “büyüme” denilen o acımasız sürecin kısa öykülerle anlatıldığı bu eser, kalbinizde ince bir sızı bırakıyor. Arka kapakta dediği gibi; “Keşke roman olsaydı diye düşünüyorsun bir an. Sonra hayatın öykülerin toplamı olduğunu hatırlıyorsun.” Kısa ama etkisi çok uzun süren metinleri sevenler için tam bir başucu kitabı.

5. Deliliğe Mahkum Edilenlerin Sesi: Berkay Ateş – Sessizliği Vurun

Oyunculuğundaki o derinlikli ve tekinsiz havayı, yazarlığında da aynı ustalıkla sürdüren Berkay Ateş’in bu eseri, beş farklı tiyatro oyunu ve bir öyküden oluşuyor. Kent sokaklarında veya dağ başlarında gerçeğini arayan, dili dolaşan, derdini anlatsa da kimseye dinletemeyen o “sessizliğe mahkum edilmiş” karakterlerin karanlık masalları var bu sayfalarda.

“Yaşamadığım ihtimallerim var, bana beni geri verin! Ölmekte olan bir sessizliğim var, bana sessizliğimi geri verin…” feryadı, sahne metinlerinin sadece izlenmek için değil, okunarak o acıyı hissetmek için de ne kadar güçlü edebi türler olduğunu kanıtlıyor. Bol ödüllü bu kalem, edebiyat ve tiyatro aşığı okurlar için çok tatmin edici bir deneyim.

6. Taşranın Sıcak Kucağı ve Serin Kasveti: Ercan Kesal – Peri Gazozu

Bir hekim, usta bir oyuncu ve kelimeleri bir sarraf gibi kullanan muazzam bir yazar… Ercan Kesal’ın Peri Gazozu, hayatın en yalın ama bir o kadar da efsunlu meselelerini, ölümü, yaşamı ve o çok zorlu anne-baba-çocuk ilişkilerini taşranın o tanıdık atmosferi üzerinden anlatıyor.

Ölümle baş etmenin olağanüstülüğünü “alışmaya direnen bir hekimin” gözünden, Türkiye’nin yakın tarihini ise “kalbi avucunda birinin” gözünden okuyoruz. Aynanın kenarına iliştirilmiş eski fotoğraflar gibi duran bu insan hikayeleri, bir sohbet makamında ilerliyor ve kitabı kapattığınızda damağınızda tıpkı adı gibi eski, nostaljik ve biraz da buruk bir gazoz tadı bırakıyor.

Ekranda izlediğimiz bu isimlerin, kelimelerle kurdukları bu derinlikli dünyalar, aslında onlara olan bakış açımızı da kökten değiştiriyor. İyi okumalar!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir