EDEBİYAT- KİTAP

Hafızanın ve Zamanın Mimarı: Marcel Proust Kimdir?

Bazen sadece ufak bir koku, örneğin fırından yeni çıkmış bir kekin kokusu ya da rüzgarın taşıdığı eski bir parfüm, bizi yıllar öncesine, çocukluğumuzun o güvenli günlerine anında geri götürür. Zihnimizin bu büyüleyici zaman yolculuğu, psikolojide bile “Proust Etkisi” olarak anılır. Peki, insan hafızasının bu muazzam oyununu edebiyata en kusursuz, en şiirsel haliyle taşıyan o büyük usta kimdir?

Reklamlar

Bugün, modern edebiyatın seyrini sonsuza dek değiştiren, zamanı sadece bir saat tıkırtısı olmaktan çıkarıp içsel bir nehre dönüştüren Fransız yazar Marcel Proust’un hayatına ve o görkemli edebi dünyasına doğru samimi bir yolculuğa çıkıyoruz.

Kozasından Çıkamayan Hassas Bir Ruh: Proust’un Hayatı

10 Temmuz 1871 tarihinde Paris’te, varlıklı ve entelektüel bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Valentin Louis Georges Eugène Marcel Proust, çocukluğundan itibaren hayatı boyunca onu bırakmayacak olan astım hastalığıyla mücadele etti. Fiziksel olarak son derece kırılgan ve hassas bir çocuktu. Bu fiziksel zayıflık, onun iç dünyasını inanılmaz derecede zenginleştirdi ve özellikle annesine karşı hayatı boyunca sürecek olan çok derin, neredeyse bağımlılık derecesinde bir sevgi bağı geliştirmesine neden oldu.

Gençlik yıllarında Paris’in o ışıltılı aristokrat salonlarında, burjuva davetlerinde boy gösteren parlak, zeki ve gözlemci bir cemiyet adamıydı. Ancak bu dışa dönük yaşamı, 1905 yılında çok sevdiği annesini kaybetmesiyle tamamen değişti. Annesinin ölümü ve giderek ağırlaşan astım krizleri, Proust’un o şatafatlı Paris salonlarına veda edip kendi içine dönmesine sebep oldu.

Mantar Kaplı Oda ve Geceleri Gelen İlham

Proust’un edebiyat tarihindeki asıl efsanesi işte bu içe kapanış döneminde başlar. Seslere karşı inanılmaz derecede duyarlı ve alerjik bir yapıya sahip olan yazar, dış dünyanın tüm gürültüsünü kesmek için Paris’teki dairesinin odasını tamamen mantar levhalarla kaplattı.

Gündüzleri perdeleri sıkıca kapalı bu loş odada uyuyor, geceleri ise yatağından hiç çıkmadan, sadece anıların ve kelimelerin izini sürerek o devasa şaheserini yazıyordu. Hastalığı nedeniyle son yıllarında dışarıya neredeyse hiç adım atmadan, sadece zihninin içindeki devasa hafıza sarayında gezinerek yaşamını tamamladı. Proust, 18 Kasım 1922’de, yatağında yazmaya devam ederken zatürre nedeniyle hayata veda etti.

Edebiyat Tarihinin Zirvesi: “Kayıp Zamanın İzinde”

Marcel Proust dendiğinde akla gelen ilk ve en büyük şey, elbette ki onun “Kayıp Zamanın İzinde” (À la recherche du temps perdu) adlı başyapıtıdır. Bu eser sıradan bir roman değil; insan zihninin, kıskançlığın, aşkın, sanatın ve en önemlisi “zamanın” mimarisidir.

Tam 14 yıl boyunca, mantar kaplı odasında yazdığı bu eser 7 ciltten ve yaklaşık 3000 sayfadan oluşur:

  1. Swann’ların Tarafı
  2. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde
  3. Guermantes Tarafı
  4. Sodom ve Gomorra
  5. Mahpus
  6. Albertine Kayıp
  7. Yakalanan Zaman

Eser, geleneksel giriş-gelişme-sonuç kurgusunu yıkar. Bunun yerine yazarın (veya anlatıcının) bilinçakışı tekniğiyle bir anıdan diğerine sürüklendiği, detayların mikroskop altına alındığı derin bir zihinsel şölendir.

Edebiyata Armağan Edilen Miras: “Madlen Kek Etkisi”

Romanın ilk cildi olan Swann’ların Tarafında geçen bir sahne, edebiyat tarihinin en ünlü sayfalarından biridir. Anlatıcı, soğuk bir kış günü ıhlamur çayına batırdığı istridye kabuğu şeklindeki küçük bir “madlen” (madeleine) kekini ısırdığında, damağında dağılan o tat onu aniden yıllar öncesine, çocukluğunda halasının evinde geçirdiği o huzurlu pazar sabahlarına fırlatır.

Proust bu sahneyle bize şunu öğretir: Hafıza, biz onu zorladığımızda (istemli hafıza) bize gerçek anıları vermez. Asıl ve en canlı anılarımız, bir kokuyla, bir tatla veya bir sesle aniden, kendi isteği dışında (istemsiz hafıza) ortaya çıkanlardır.

Proust’un Diğer Önemli Eserleri

Devasa başyapıtının gölgesinde kalsa da, yazarın edebi dehasını anlamak için bakılması gereken başka kıymetli çalışmaları da vardır:

  • Hazlar ve Günler (Les Plaisirs et les Jours): Gençlik yıllarında kaleme aldığı, Paris sosyetesini ince bir alayla anlattığı hikaye ve denemelerden oluşan ilk kitabıdır.
  • Jean Santeuil: Yazarın ölümünden çok sonra, notları arasından bulunup yayımlanan ve aslında Kayıp Zamanın İzinde‘nin bir nevi karalaması, ilk taslağı sayılan tamamlanmamış romanıdır.
  • Sainte-Beuve’e Karşı (Contre Sainte-Beuve): Ünlü Fransız eleştirmen Sainte-Beuve’ün “bir yazarın eserinin sadece onun biyografisiyle anlaşılabileceği” fikrine karşı çıktığı, kendi edebiyat kuramını savunduğu muazzam bir deneme kitabıdır.

Kısacası Marcel Proust; akıp giden ve bizi ölüme yaklaştıran o acımasız zamanı durdurmanın tek yolunun, onu sanatla, edebiyatla ve hafızayla “yakalamak” olduğunu kanıtlayan bir dehadır. Onun satırları arasında kaybolmak, aslında kendi iç dünyamıza ve unutulmuş anılarımıza doğru yapılan en güzel yolculuktur.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir