
Cuma geceleri denildiğinde birçoğumuzun aklına o tanıdık jenerik müziği, stüdyodaki o bitmek bilmeyen enerji ve bizi yıllarca ekran başına kilitleyen o samimi kahkahalar gelir. Yıllar boyunca evimize misafir olan, televizyon tarihinin en ikonik figürlerinden biri olan Beyazıt Öztürk’ü hep o “konuşan”, eğlendiren ve yüksek sesli haliyle tanıdık. Ancak o ışıltılı sahne ışıklarının ardında, yıllarca sessizce üreten bambaşka bir sanatçı kimliği yatıyordu.

Alışık olduğumuz galeri mekanlarından çok farklı bir yere, dünyanın en yoğun insan trafiğine sahip olan İstanbul Havalimanı’na çeviriyoruz. Beyazıt Öztürk’ün, kendi deyimiyle “sessiz yanını” yansıttığı ve İGA Art çatısı altında sanatseverlerle buluşturduğu o muazzam ve çok konuşulan ilk kişisel sergisi **”Şey(ler)”**i gelin hep birlikte, en ince detaylarına kadar inceleyelim.

Şovmenliğin Ardındaki Asıl Meslek: Heykeltıraş Beyazıt Öztürk
Birçoğumuz bilmese de, Beyazıt Öztürk aslında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Heykel Bölümü mezunudur. Televizyon dünyasına adım atmadan önce onun asıl tutkusu, çamura elleriyle hayat vermek, formlar ve dokular üzerine düşünmekti. Yıllar süren o yoğun televizyon temposunun ardından, İstanbul’un o kaotik gürültüsünden uzaklaşıp kendi içine, atölyesine ve aslında “köklerine” dönen sanatçı, yıllardır biriktirdiği bu üretim pratiğini artık gün yüzüne çıkarıyor.
“Şeyler” sergisi, sadece ünlü bir ismin hobi olarak yaptığı eserlerden oluşan bir seçki değil; akademik bir eğitimin, yıllara yayılan bir gözlemin ve derin bir felsefi altyapının dışavurumudur.
Bir Metafor Olarak “Konveyör” (Bagaj Bandı)
Serginin kalbini ve ana fikrini, havalimanlarının o en tekdüze, en hipnotik ve çoğu zaman stresli noktası oluşturuyor: Bagaj teslim bantları, yani konveyörler…
Beyazıt Öztürk, bant üzerinde tek başına, sahibini bekleyerek dönüp duran o sahipsiz bir valizin hüznünden yola çıkmış. Serginin merkezindeki devasa “Şey” adlı heykel, havalimanı mimarisiyle bütünleşen, özel olarak üretilmiş bir bagaj konveyörü. Ancak bu konveyördeki eşyalar dönüyor, dönüyor ama hiçbir yere varamıyorlar. Sanatçı burada hayatın o klişe döngüsüne muazzam bir gönderme yapıyor; yön değişmediği sürece aynı çemberin içinde dönüp durduğumuzu fısıldıyor izleyiciye.
Kayıp Eşyaların Yarım Kalan Hikayeleri: “Şeyler”
Gelelim serginin en can alıcı, insanı tam kalbinden vuran noktasına. Küratörlüğünü Marcus Graf’ın üstlendiği bu projede Beyazıt Öztürk, İstanbul Havalimanı’nın devasa “Kayıp Eşya Deposuna” girmiş. O depoyu kendi içinde devasa bir heykel, bir anıt olarak gören sanatçı, oradan seçtiği eşyaları alıp bu serginin başrolüne yerleştirmiş.
Peki neler var bu unutulan “şeyler” arasında?
- Ekvator’dan gelen bir yolcunun unuttuğu tekerlekli sandalye.
- Vietnamlı bir annenin telaşla geride bıraktığı bir bebek biberonu.
- Hatta bir yolcunun nasıl bıraktığına akıl sır erdirilemeyen bir “takma diş”!
Bir anne olarak o Vietnamlı kadının biberonunu unuttuğu anki telaşını çok iyi anlayabiliyorum. Belki bebeği o an ağlıyordu, belki uçağa yetişmek için nefes nefese koşuyorlardı. İşte Beyazıt Öztürk, sadece bir “plastik şişe” veya bir “tekerlekli sandalye” olarak görünen bu nesnelerin içindeki o yarım kalmış insan hikayelerini çekip çıkarıyor. “Yolculukları devam etmesi gereken bu eşyaların İstanbul Havalimanı’nda unutulmuş olması beni hüzünlendirdi” diyen sanatçı, bu sergi sayesinde o eşyalara yepyeni, sürprizlerle dolu ikinci bir yolculuk şansı veriyor.

Havalimanında Sanatla Karşılaşmak
Alışveriş poşetleri, pasaport kontrolleri ve uçuş kapısı anonsları arasında koştururken karşınıza aniden çıkan bir sanat eseri… İGA Art’ın “kamusal alanda sanatı erişilebilir kılma” vizyonuyla hayata geçen bu sergi, havalimanlarının sadece birer transit geçiş noktası değil; duyguların, anıların, kavuşmaların ve ayrılıkların kesiştiği devasa bir “eşik” olduğunu hatırlatıyor bize.
Zamanın ve hızın her şeyden önemli olduğu bir mekanda, Beyazıt Öztürk izleyiciyi durmaya, o unutulan nesnelerin hafızasına saygı duymaya ve kendi unutuşlarımızı sorgulamaya davet ediyor. Üstelik açılışta sorulan “Bir kişinin heykelini yapsanız kimin heykelini yapardınız?” sorusuna verdiği “Annemin heykelini yapmak isterdim. Ondan daha kıymetli ne olabilir ki…” cevabı, serginin o naif ve içten ruhunu kusursuz bir şekilde özetliyor.
The Gustos Yorumu: Biz Neleri Geride Bırakıyoruz?
Hayat da tıpkı o havalimanı konveyörleri gibi hızla akıp gidiyor. Bir yerlere yetişme telaşı içindeyken sadece eşyalarımızı değil; bazen anılarımızı, sevdiklerimize ayıracağımız zamanı, çocukluğumuzu veya hayallerimizi de bir kenarda “unutabiliyoruz”. “Şeyler” sergisi, o eşyalar üzerinden aslında kendi kaybettiğimiz ve hatırlamamız gereken değerlere tutulmuş devasa bir ayna.
Eğer yolunuz İstanbul Havalimanı’na düşerse, Dış Hatlar Terminali A-B kapıları arasında yer alan İGA Art Galeri‘deki bu eşsiz sergiyi 30 Nisan 2026 tarihine kadar ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz. Uçağınızı beklerken o eşyaların fısıldadığı hikayelere mutlaka kulak verin.
Peki, siz bugüne kadar çıktığınız bir yolculukta sizin için manevi değeri olan bir “şey”i unuttunuz mu? O nesne şu an dünyanın neresinde, kimin hikayesinin bir parçası olmuştur hiç düşündünüz mü? Yorumlarda buluşalım!
