
Lanetli ressamlar vardır yetenekleri göklerde, ruhları ise yerin dibindedir. Türk resim sanatında bu tanıma en çok uyan isim, şüphesiz Fikret Mualla‘dır.

O, İstanbul’un Moda semtinden Paris’in arka sokaklarına uzanan, filmlere konu olacak kadar trajik bir hayat yaşadı. [Nur Sürer]‘in oynadığı karakterlerdeki o “derin kırgınlığı” Fikret Mualla’nın her fırça darbesinde görebilirsiniz.
“The Gustos” Sanat Köşesi’nde; resimleri kahkaha atan ama kendisi sessizce ağlayan o büyük ustayı anıyoruz.
1. Kırılma Noktası: Topallayan Bir Çocukluk

Fikret Mualla’nın trajedisi daha çocukken başlar. Futbol oynarken ayağını kırar ve hayatı boyunca topallayarak yürümek zorunda kalır. Bu durum onu içe kapanık ve öfkeli yapar.
Ama asıl darbe bu değildir. İspanyol Gribi salgınında, hastalığı okuldan eve taşıyarak annesine bulaştırır. Annesinin ölümüyle kendini suçlar ve hayatı boyunca taşıyacağı o ağır vicdan azabı başlar. Babasının hemen yeniden evlenmesi ise bardağı taşıran son damla olur; Fikret için “ev” artık yoktur.
2. Paris Rüyası ve Bohem Hayat
İstanbul’da tutunamayan Mualla, soluğu sanatın başkenti Paris’te alır. Ama şık salonlarda değil, sefaletin kol gezdiği Montparnasse sokaklarında yaşar.
- Yaşam Tarzı: Parası olduğunda en kaliteli boyaları alır, olmadığında (ki genelde olmazdı) ucuz şarap karşılığında kafelerde resim çizerdi.
- Picasso Anısı: Söylentiye göre Pablo Picasso, Mualla’nın bir resmini gördüğünde; “Bu adamı tanıyorum, o çok yetenekli ama resmi yapmıyor, adeta yaşıyor” demiştir. Bir dünya devinden övgü almak bile onun ruhundaki boşluğu doldurmaya yetmez.

3. Renklerin Ardındaki Karanlık: Akıl Hastaneleri
Fikret Mualla’nın hayatı, özgürlük ile tımarhane arasında bir sarkaç gibidir. Alkol bağımlılığı ve artan paronayaları (sürekli polislerin onu takip ettiğini sanıyordu) yüzünden sık sık akıl hastanesine yatırılır.
- Bakırköy Yılları: İstanbul’a döndüğü kısa dönemde, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi‘nde yatar. Burada ünlü şair Neyzen Tevfik ile oda arkadaşı olur. İki dahi, iki delilik sınırındaki ruh…
- Sainte-Anne (Paris): Paris’teki hastane günlerinde ise resim yapmak onun tek ilacıdır. Doktorlar ona boya vererek sakinleşmesini sağlarlar. [Sanatın İyileştirici Gücü] yazımızda bahsettiğimiz “Art Terapi”yi o, hayatta kalmak için içgüdüsel olarak yapıyordu.
4. Sanat Tarzı: Neden Hep Mutlu Resimler?
İşte Fikret Mualla’nın en büyük paradoksu buradadır. Hayatı bu kadar karanlıkken, resimleri neden bu kadar canlıdır?

- Konular: Caz orkestraları, baloncular, şık Paris kafeleri, sokakta yürüyen mutlu insanlar…
- Teknik: Genelde Guaj boya kullanır. Çünkü yağlı boya pahalıdır ve kuruması uzun sürer. Mualla’nın beklemeye tahammülü yoktur; bir an önce resmi bitirip satmalı ve şarabını almalıdır.
- Anlamı: O, sahip olamadığı mutluluğu resmediyordu. Tuvalleri onun kaçış alanı, olmak istediği yerdi.
5. Hazin Son: Kimsesizler Mezarlığı
Ömrünün son yıllarını Fransa’nın Reillanne kasabasında, bir hayırseverin yardımıyla geçirdi. 1967 yılında yapayalnız öldüğünde, kimsesizler mezarlığına gömüldü.
Yıllar sonra kemikleri Türkiye’ye getirildiğinde, değeri ancak anlaşılabilmişti. Bugün eserleri müzayedelerde rekor fiyatlara satılıyor. O ise belki bir yerlerden, bir şişe şarap parasına sattığı o tablolara bakıp acı acı gülümsüyordur.

Gustos Yorumu: Anlaşılmayan Ruhlar
Fikret Mualla bize şunu öğretir: Bazen en renkli kahkahaların ardında, en koyu hüzünler saklıdır. Onun deliliği, aslında bu dünyanın kaba gerçekliğine dayanamayacak kadar hassas oluşundandı.
Bu yazıyı okuduktan sonra Fikret Mualla’nın “Baloncu” veya “Cazcılar” tablolarına bir daha bakın. O canlı morların, pembelerin içinde; topallayan o yalnız çocuğu göreceksiniz.
