
azı kitaplar vardır, okurken konfor alanınızdan çıkarsınız. Karakterin yaptıklarına inanamaz, “Yok artık, bunu da yapmazsın!” dersiniz ama sayfaları çevirmekten de kendinizi alamazsınız. R.F. Kuang’ın yayıncılık dünyasının karanlık ve ikiyüzlü dehlizlerine daldığı romanı Sarı Yüz (Yellowface), işte tam olarak böyle bir “tren kazası” izleme deneyimi sunuyor. Gözlerinizi alamıyorsunuz.

Bugün blogda, okurken hem sinir krizlerine sokan hem de elinizden bir an olsun bırakamayacağınız, yılın en olaylı kitaplarından birini konuşacağız. Hazırsanız, hırsın ve kıskançlığın başrolde olduğu bu kaotik hikayeye dalalım.

“Sarı Yüz” Ne Anlatıyor? Bir Anti-Kahramanın Doğuşu
Dürüst olalım, hepimiz başarılı insanları biraz kıskanırız. Ama June Hayward’ın kıskançlığı başka bir boyutta.
Hikayemiz iki yazar arkadaş(?) etrafında dönüyor. Bir tarafta, edebiyat dünyasının altın çocuğu, ne yazsa çok satan, ödüllere doymayan Çin Asıllı Amerikalı yazar Athena Liu. Diğer tarafta ise onun gölgesinde kalmış, kitabı hiç satmamış, silik ve hırslı beyaz yazar June Hayward.
Ve bir gün, Athena, June’un gözleri önünde trajik ve bir o kadar da tuhaf bir şekilde ölüyor.
June ne yapıyor dersiniz? Ambulansı aramakla meşgulken, Athena’nın henüz kimsenin görmediği, tamamlanmak üzere olan son roman taslağını çalıyor. Evet, düpedüz çalıyor.
Üstelik bu, Çinli işçilerin Birinci Dünya Savaşı’ndaki rolünü anlatan, June’un kültürel geçmişiyle uzaktan yakından alakası olmayan bir hikaye. June bu taslağı alıyor, “düzenliyor”, kendi yazmış gibi piyasaya sürüyor. Hatta yayıncısının tavsiyesiyle yazar adını “Juniper Song” olarak değiştirip, etnik kökeni hakkında belirsiz bir hava yaratarak “çeşitlilik” rüzgarından faydalanıyor.
Sonuç? Muazzam bir başarı. Ve tabii ki, bu yalanın altında ezilmeye başlayan bir ruh hali.

Yayıncılık Dünyasına Sert Bir Tokat
R.F. Kuang, bu kitapta sadece bir hırsızlık hikayesi anlatmıyor. Sarı Yüz, adeta yayıncılık endüstrisine atılmış koca bir tokat.
Kitabı okurken şu sorular beyninizde dönüp duruyor:
- Kimin hikayesini kim anlatabilir? Beyaz bir yazar, Asyalıların acı dolu tarihini yazma hakkına sahip midir? Bu bir “kültürel temellük” müdür, yoksa yazarın hayal gücü özgürlüğü müdür?
- Çeşitlilik bir pazarlama aracı mı? Yayınevleri gerçekten farklı seslere yer vermek mi istiyor, yoksa “azınlık” yazarların kitapları o dönem “moda” olduğu için mi onları parlatıyor?
- Sosyal medya mahkemeleri: Sosyal medya linçleri, iptal kültürü ve bir yazarın vezirken rezil olma süreci… Kuang, sosyal medyanın o toksik, nefes kesen hızını o kadar iyi yansıtmış ki, June’un bildirimlerini okurken adeta tansiyonunuz çıkıyor.
Okuma Deneyimi: Nefret Ettiğiniz Bir Karakterle Yolculuk
Sarı Yüz‘ü bu kadar etkileyici kılan şey, anlatıcımız June Hayward. June bencil, ırkçı önyargıları olan, sürekli kendini haklı çıkarmaya çalışan, güvenilmez bir anlatıcı. Yaptığı her iğrençlik için bir bahanesi var.
Onu okurken saçınızı başınızı yolmak istiyorsunuz. Ama bir yandan da Kuang’ın kalemi o kadar sürükleyici ki, “Acaba bu sefer yakalanacak mı?”, “Yalanı ne zaman patlayacak?” diye merak ederek kitabı bir solukta bitiriyorsunuz. Yazar bizi suç ortağı yapıyor ve bu çok rahatsız edici bir o kadar da zekice bir hamle.
Eğer edebiyat dünyasının mutfağını merak ediyorsanız, sosyal medya dinamikleri üzerine kafa yoruyorsanız ve “kötü” karakterlerin zihnine girmekten korkmuyorsanız, R.F. Kuang’ın bu olay yaratan kitabını mutlaka listenize alın.
