EDEBİYAT- KİTAP

Hayatın Yumruklarına Gülümseyen Kalem: Aylin Balboa Kimdir?

Gündüzün o bitmek bilmeyen temposu, iş koşturmacası ve şehrin kaotik gürültüsü nihayet yerini akşamın o derin, huzurlu sessizliğine bıraktığında; kendime sıcacık, dumanı tüten bir kahve yapıp kitaplığıma yönelmek günün en kıymetli ödülü oluyor. Biliyorsunuz, The Gustos olarak rafine zevklerin, estetiğin, gastronominin ve ruhumuzu besleyen her türlü sanat dalının peşindeyiz. Edebiyat ise, hayatın o yorucu akışı içinde soluklandığımız en güvenli limanımız.

Reklamlar

Son zamanlarda kaleminin sarsıcı, filtresiz ve acıtan gerçekliğiyle beni derinden etkileyen çok özel bir isimden bahsetmek istiyorum: Aylin Balboa.

Eğer onun satırlarıyla henüz tanışmadıysanız; hüznün mizahla, acının kahkahayla nasıl bu kadar kusursuz bir şekilde harmanlanabileceğine şahit olacağınız çok samimi bir yolculuğa hazırlanın. Modern çağın yalnızlığını, varoluşsal sancılarını ve ilişkilerin o karmaşık ağlarını anlatan çağdaş Türk edebiyatının bu eşsiz kalemi, kelimeleriyle adeta ruhunuza dokunacak.

“Rocky” Ruhundan Gelen Bir İsim: Aylin Balboa Gerçekte Kimdir?

1980 yılında İzmit’te dünyaya gelen, öğrencilik yıllarını Ankara’nın o gri ama kendi içinde derin bir şiirselliği olan sokaklarında geçiren ve şimdilerde İstanbul’da “Balık” ismini verdiği köpeğiyle yaşayan bir yazar o. Kitap kapaklarında gördüğümüz bu isim aslında bir mahlas; gerçek adı Aylin Erkan. Peki, neden Balboa?

Bu ismin ardında yatan hikaye, yazarın edebi duruşunu ve hayata bakış açısını inanılmaz net özetliyor. Küçüklüğünde izlediği ilk film Rocky IV olmuş. Boyu henüz Rocky’nin kolu kadar bile değilken ekranda gördüğü bu inatçı boksör, onun hayat felsefesinin temelini atmış. Kendi deyimiyle: “Ben şampiyon değilim, hayata onun gibi seri yumruklar savuramıyorum henüz. Ama aldığım tüm darbelere rağmen ayakta kalmaya çalışıyorum.” İşte Aylin Balboa’nın edebiyatı tam olarak budur. Hayat insana sağdan, soldan, hiç beklemediği anlarda en ağır yumruklarını indirirken; kanayan bir dudakla gülümseyip ayağa kalkma çabasıdır. Çeşitli dergilerde, edebiyat portallarında ve bloglarda yazdığı yazılarla dikkatleri üzerine çeken yazar, günümüzde çağdaş Türk öykücülüğünün en sahici, en samimi ve “bizden” kalemlerinden biri kabul ediliyor.

Mizahın Arkasına Saklanan O İnce Hüzün

Aylin Balboa’yı okumak, aslında çok dertli ve en yakın kız arkadaşınızla karşılıklı kahve içerken saatlerce dertleşmek gibidir. Süslü, anlaşılmaz kelimelerin veya yapay entelektüel kurguların ardına asla sığınmaz. Derdini dolandırmadan, bütün çıplaklığıyla masaya koyar.

Onun öykü kurguları bana tıpkı karşımıza aldığımız, fırçayı boyalara daldırıp o küçük numaralı alanları tek tek sabırla doldurduğumuz sayılarla boyama tablolarını hatırlatıyor. Balboa, önce sayfaya birbirinden tamamen bağımsız görünen küçük renkler, anılar, sokak hikayeleri, ironik olaylar ve ufak detaylar atıyor. Siz okurken sadece küçük ve komik bir detaya baktığınızı sanıyorsunuz. Ancak kitabın sonuna geldiğinizde, o parçaların birleşip muazzam, çok boyutlu ve çoğu zaman kalbinizi sızlatan bütünsel bir “insanlık tablosu” oluşturduğunu görüyorsunuz.

Onun karakterleri mükemmel değildir; hata yaparlar, terk edilirler, yanlış insanları severler, parasız kalırlar ve çokça düşerler. Ancak o düşüş anında bile kendileriyle dalga geçebilecek kadar büyük bir olgunluğa sahiptirler.

Kütüphanenizde Mutlaka Olması Gereken 3 Aylin Balboa Kitabı

Eğer Balboa’nın dünyasına ilk adımı atacaksanız, yazarın edebi gelişimini adım adım görebileceğiniz şu üç şahane eseri mutlaka okuma listenize eklemelisiniz:

1. Belki Bir Gün Uçarız (2014)

Yazarın edebiyat dünyasına attığı o ilk, cesur adımdır. Otobiyografik izler taşıyan bu anlatı, kısa ve vurucu hikayelerden oluşur. Kitabın satır aralarında, okuyucuyu hem güldüren hem de aniden boğazında bir yumru bırakan o kara mizahın en saf halini bulursunuz. Delidolu, neşeli ama konuşurken birden uzaklara dalıp hüzünlenen bir insanın samimi iç döküşüdür. Şehrin yalnızlığını, metropol hayatının o boğucu rutinini ve “uçma” ihtimalini masmavi bir umutla arayanların kitabıdır.

2. Ateş Sönene Kadar (2021)

İlişkilerin, içsel buhranların, kayıpların ve “bekleyişin” kitabıdır. Yedi yıllık koca bir aranın ardından gelen bu kitapta Balboa’nın kaleminin ne kadar ustalaştığını, acıyı ne kadar estetik ve pürüzsüz bir dille işlediğini görürsünüz. Yazar, bu kitaptaki öykülerle hayatın yanan ateşi karşısında kavrulan ruhları anlatır. Bir kaybın ardından hayata devam etmenin, o kül kokusunu üzerinde taşımanın ne demek olduğunu son derece sarsıcı bir biçimde, yine o vazgeçilmez ironisiyle harmanlayarak sunar okuyucusuna.

3. Bu Hikâye Senden Uzun Osman (2022)

Gelelim yazarın belki de en popüler, en çok konuşulan eserine… Kafa Dergisi okurlarının çok yakından tanıdığı, dergide seri olarak yayımlanan ve büyük bir hayran kitlesine ulaşan o meşhur “Osman” yazılarının bir araya gelip kitaplaşmış halidir.

Peki kimdir bu Osman? Eski bir sevgili mi, kalbi kırıp giden bir adam mı, ulaşılamayan bir aşk mı, yoksa yazarın kendi iç sesiyle hesaplaşmak için yarattığı, toplumu ve ataerkil düzeni temsil eden hayali bir duvar mı? Bu kitap, kadın olmanın yükünü, hayat kırıklıklarını, var olma çabasını ve o bitmek bilmeyen mücadeleyi mizahı bir savunma hattı gibi kullanarak son derece ironik bir dille “Osman”a anlatır. Osman’a söylenen her söz, aslında okuyucunun kendi hayatındaki “Osmanlara” söylemek isteyip de yutkunduğu kelimelerdir.

The Gustos Yorumu: Darbelere Rağmen Okumaya Değer Bir Kalem

Hepimiz hayatın o bitmek bilmeyen koşturmacası içinde, kendimize ait dertlerle, gelecek kaygısıyla ve bazen görünmez olan yaralarımızla baş etmeye çalışıyoruz. Bazen kitap okurken başka dünyalara kaçmak isteriz, bazen de sadece “Evet, ben de tam olarak böyle hissediyorum ama bunu kelimelere dökemiyordum” dedirtecek o aynayı yüzümüze tutan bir yazara ihtiyaç duyarız.

Aylin Balboa, kesinlikle bu ikinci kategorinin, o “ayna tutanların” en güçlü temsilcilerinden biri. Okuyucusuna tepeden bakmayan, fildişi kulesinden seslenmeyen, onunla aynı kaldırımda oturup aynı derdi çeken, son derece “gerçek” bir yazar o. Eğer edebiyatta kusursuz, plastik kahramanları değil de; düşüp dizini kanatan ama o kanayan diziyle dalga geçebilen, Rocky gibi yumruk yese de maça devam eden gerçek insanları okumayı seviyorsanız, Aylin Balboa’nın bu eşsiz satırları kütüphanenizin en değerli parçalarından biri olacaktır.

Peki, siz edebiyatın bu samimi kalemiyle hiç tanıştınız mı? Eğer kitaplarından birini okuduysanız, sizi en çok etkileyen, kalbinizde iz bırakan satırları hangisiydi? Yorumlarda o güzel kitap sohbetlerimize devam edelim!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir