EDEBİYAT- KİTAP

Adı “Bir Aşk” Ama Kendi Tekinsiz: Sara Mesa’nın Sarsıcı Romanı Üzerine Bir İnceleme

Kitapçı raflarında gezerken eliniz Sara Mesa’nın “Bir Aşk” kitabına uzandığında, kapağındaki o dinginliğe ve ismindeki romantik çağrışıma sakın aldanmayın. Eğer beklentiniz, kırsala yerleşip hayatının aşkını bulan bir kadının iç ısıtan hikayesiyse, bu kitabı yavaşça yere bırakın.

Ama eğer aradığınız şey; insan ruhunun karanlık dehlizlerine inen, arzunun, iktidarın ve yanlış anlaşılmaların en çiğ halini yüzünüze çarpan bir psikolojik gerilimse, doğru yerdesiniz.

Bugün blogda, okurken beni huzursuz eden, yer yer nefesimi daraltan ama elimden bir an olsun bırakamadığım o tuhaf ve güçlü romandan, Bir Aşk’tan bahsedeceğiz.

La Escapa: Kaçışın Mümkün Olmadığı Bir Köy

Romanın ana karakteri Nat, şehir hayatının karmaşasından kaçıp, “La Escapa” (İspanyolca’da ‘Kaçış’ anlamına gelen manidar bir isim) adında kuş uçmaz kervan geçmez bir köye yerleşiyor. Amacı sakinlik, çeviri işlerine odaklanmak ve yeni bir başlangıç.

Ancak Mesa, daha ilk sayfalardan itibaren bize bu köyde hiçbir şeyin “sakin” olmayacağını hissettiriyor. Harabe bir ev, sürekli havlayan bir köpek, düşmanca bakışlar ve o boğucu, tekinsiz atmosfer… Nat, “öteki” olmanın ağırlığını her an üzerinde hissediyor. Yazar, kırsal yaşamın o pastoral romantizmini alıp, yerine klostrofobik bir gerilim inşa ediyor.

Bu Bildiğiniz Aşklardan Değil

Kitabın en can alıcı noktası, Nat’ın köylülerden biri olan “Alman” lakaplı Andreas ile kurduğu o tuhaf ilişki. Buna bir “aşk” demek mümkün mü? İşte Sara Mesa’nın ustalığı burada devreye giriyor.

Yazar bizi, aşkın ne olduğu ve ne olmadığı üzerine rahatsız edici bir sorgulamaya itiyor. İlişkileri bir tutkudan ziyade, bir tür takasla, hatta bir “anlaşmayla” başlıyor. Bu durum okuyucu olarak sizi ahlaki bir ikileme sürüklüyor. Nat’ı yargılamakla onu anlamaya çalışmak arasında gidip geliyorsunuz.

“Bazen en büyük yalnızlıklar, başkalarının yanındayken hissettiklerimizdir.”

Mesa, bu romanda arzunun ne kadar karmaşık, bazen ne kadar bencilce ve hatta ne kadar çirkin olabileceğini göstermekten çekinmiyor. Buradaki “aşk”, güllerle bezeli bir yol değil; yanlış anlamalarla, dille ifade edilemeyen boşluklarla ve güç dengeleriyle dolu mayınlı bir arazi.

Okurken Hissettiklerim: Rahatsız Edici Bir Gerçeklik

Dürüst olacağım; Bir Aşk’ı okumak kolay bir deneyim değil. Sara Mesa’nın dili o kadar sade ama bir o kadar da keskin ki, karakterlerin yaşadığı o sıkışmışlık hissi doğrudan size geçiyor.

Kitap boyunca, “Nat neden böyle yapıyor?”, “Neden gitmiyor?” diye sorarken buluyoruz kendimizi. Sonra fark ediyoruz ki, Mesa’nın amacı tam da bu: Bize mantıklı kararlar alan mükemmel karakterler sunmak değil, zaafları olan, yalnızlıktan hata yapan, “gerçek” insanı göstermek.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir