EDEBİYAT- KİTAP

Türk Edebiyatının Usta Yazarları Hakkında Şaşırtıcı ve Bilinmeyen Hikayeler

Kitapların kapağını kapattığımızda, o kusursuz cümleleri kuran yazarların hayatlarını da kusursuz, planlı ve hep ilham dolu sanırız. Oysa gerçekler pek de öyle değildir.

Reklamlar

Bugün başucumuzdan ayırmadığımız o kült eserlerin yaratıcıları; aşık olmuş, parasız kalmış, tuhaf iddialara girmiş ve bazen hayatın onlara oynadığı en acımasız trajikomik oyunlara kurban gitmişlerdir.

“The Gustos” olarak; sayfaları aralıyor ve Türk edebiyatının dev isimlerinin arkasındaki o çok “insani” ve bir o kadar şaşırtıcı hikayelere doğru bir zaman yolculuğuna çıkıyoruz.

1. Bir İddia Uğruna Feda Edilen Bir Harf: Cemal “Süreya”

Türk edebiyatının en tutkulu aşk şairlerinden Cemal Süreya’nın soyadının aslında “Süreyya” (iki Y harfi ile) olduğunu biliyor muydunuz? Peki o ikinci “Y” nereye gitti?

  • Hikaye: Üniversite yıllarında Cemal Süreya ve yakın arkadaşı (bir diğer usta şair) Sezai Karakoç, aynı sınıftaki Muazzez Akkaya isimli bir kadına aşık olurlar. İkili aralarında bir iddiaya girer: Muazzez’i kim etkileyecek?
  • Sonuç: İddiayı kaybeden, hayatındaki en değerli şeyden bir parça feda edecektir. Cemal Süreya iddiayı kaybeder ve soyadındaki o ikinci “Y” harfini bir daha asla kullanmamak üzere siler. Şiir gibi bir kayıp!

2. Çadırda ve Kırık Bir Kolla Gelen Başyapıt: Sabahattin Ali

Bugün en çok okunanlar listesinden asla düşmeyen, hepimizin kalbine dokunan Kürk Mantolu Madonna’nın nasıl yazıldığını duyduğunuzda kitaba olan saygınız bir kat daha artacak.

  • Hikaye: Sabahattin Ali, bu efsanevi romanı İkinci Dünya Savaşı yıllarında, askerliğini yaparken kaleme almıştır. Üstelik o dönemde bir kaza geçirip sağ kolunu kırmıştır!
  • Zorluklar İçinde Sanat: Sağ kolu alçıda olmasına rağmen, gazeteye tefrika yetiştirmek (bölüm bölüm yayınlatmak) zorunda olduğu için sol eliyle çadırın içinde, gaz lambasının ışığında o ölümsüz aşk hikayesini yazmıştır. Bazen ağrıları o kadar artarmış ki, çadır arkadaşına dikte ettirerek (söyleyerek) yazdırmaya devam etmiş.

3. Trajikomik Bir Son: Orhan Veli Kanık

Şiiri sokağa indiren, “Garip” akımının kurucusu, halkın içinden Orhan Veli… Hayatı gibi, bu dünyadan ayrılışı da maalesef tam bir “sokak” trajedisidir.

  • Hikaye: Orhan Veli, Ankara’da karanlık bir sokakta yürürken, belediyenin kazdığı ve etrafında hiçbir önlem almadığı bir çukura düşer. Başından hafifçe yaralanır ama pek önemsemez, kalkıp İstanbul’a döner.
  • Sonuç: Birkaç gün sonra İstanbul’da bir arkadaşının evinde yemek yerken aniden fenalaşır. Hastaneye kaldırıldığında doktorlar alkol zehirlenmesi sanıp yanlış tedavi uygular. Oysa büyük şair, o belediye çukuruna düştüğünde beyin kanaması geçirmiştir ve maalesef henüz 36 yaşındayken aramızdan ayrılır.

4. Yaşarken “Tutunamayan” Bir Deha: Oğuz Atay

Bugün Türk edebiyatının zirvesi kabul edilen, postmodernizmin şaheseri Tutunamayanlar, yazarının sağlığında maalesef gerçek bir “tutunamama” hikayesi yaşamıştır.

  • Hikaye: Oğuz Atay romanı bitirdiğinde, yayınevleri kitabın dilini çok karmaşık, uzun ve “satmaz” bularak basmayı reddeder. Kitap ancak yıllar sonra, dönemin prestijli TRT Roman Ödülü’nü kazandıktan sonra zorlukla basılabilir.
  • Sonuç: Oğuz Atay, kitabının bugün yaratacağı o devasa kültürü, duvarlara yazılan alıntılarını ve yüz binlerce satmasını asla göremedi. 1977’de vefat ettiğinde, değeri henüz geniş kitlelerce anlaşılamamış, edebiyat dünyasına kırgın bir yazardı.

Gustos Yorumu: Acıdan Doğan Güzellikler

Bu hikayelere baktığımızda, o eşsiz eserlerin tesadüfen ortaya çıkmadığını görüyoruz. Çekilen acılar, kaybedilen iddialar, kırılan kollar ve kırgınlıklar; aslında o kelimeleri ruhumuzun bu kadar derinlerine işleyen asıl tılsımın ta kendisi. Bir dahaki sefere Kürk Mantolu Madonna‘yı veya bir Cemal Süreya şiirini elinize aldığınızda, bu hikayeleri hatırlayarak okuyun; kelimelerin tadının çok daha farklı geldiğini göreceksiniz.

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir