SANAT

Türk Sanat Tarihinin Öncü Kadın Heykeltıraşları

Biliyorsunuz, The Gustos sayfalarında estetiğin, görsel sanatların ve o “çabasız şıklığın” izini sürmeyi çok seviyoruz. Ancak bugün rotamızı tuvalden veya mutfaktan çıkarıp, sanatın en ağır, en meşakkatli ve fiziksel olarak en çok güç gerektiren dallarından birine: Heykel Sanatı’na çeviriyoruz.

Reklamlar

Düşünün ki; sanat dünyasının neredeyse tamamen erkeklerin egemenliğinde olduğu, heykeltıraşlığın “ağır işçilik” sayılarak kadınlara pek yakıştırılmadığı Cumhuriyet’in ilk yıllarında, ellerini çamura, mermer tozuna ve metale bulamaktan hiç korkmayan vizyoner kadınlarımız vardı. Cam tavanları ellerindeki keskilerle kıran bu ilham verici sanatçılar kimlerdi? Hangi şaheserleri şehirlerimizin meydanlarını süsledi? Gelin, taşa ruh üfleyen bu efsanevi kadınların hikayelerine doğru samimi bir yolculuğa çıkalım.

1. İlklerin Kadını: Sabiha Ziya Bengütaş (1904-1992)

Türkiye’de heykel sanatı ve kadın kelimeleri yan yana geldiğinde altın harflerle yazılması gereken ilk isim tartışmasız Sabiha Ziya Bengütaş’tır. O, Türkiye’nin ilk kadın heykeltıraşıdır.

Sanayi-i Nefise Mektebi’nin (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Resim bölümüne giren Sabiha Hanım, okulun koridorlarında yürürken heykel atölyesindeki çamur ve mermer kokularından öylesine büyülenir ki, tüm kalıpları yıkarak heykel bölümünün ilk kadın öğrencisi (ve mezunu) olur.

Roma’da ünlü İtalyan heykeltıraş Pietro Canonica’nın atölyesinde eğitim gören sanatçı, bugün her gün önünden binlerce insanın geçtiği İstanbul’daki meşhur Taksim Cumhuriyet Anıtı’nın yapımında Canonica’nın asistanlığını üstlenerek o devasa projeye bir Türk kadını olarak imzasını atmıştır.

  • En Ünlü Eserleri: Çankaya Köşkü bahçesinde yer alan o görkemli Atatürk Heykeli (Atatürk’ün heykelini yapmak için açılan yarışmada birinci olarak bu hakkı kazanmıştır), Mudanya’daki İsmet İnönü heykeli, usta şair Abdülhak Hâmid Tarhan ve tiyatrocu Bedia Muvahhit’in o son derece gerçekçi ve zarif büstleri.

2. Gelenekselden Moderne Bir Köprü: Nermin Faruki (1904-1991)

Sabiha Bengütaş ile aynı dönemde yetişen, yine Sanayi-i Nefise Mektebi’nde eğitim alan bir diğer büyük vizyoner Nermin Faruki’dir. Nermin Hanım, sadece bir heykeltıraş değil, aynı zamanda Cumhuriyet dönemi sanatında yenilikçi ve modern çizgilerin savunucularından biridir.

Özellikle 1934 yılında basılacak olan yeni Cumhuriyet madeni paralarının tasarımlarına “yeterince çağdaş olmadığı” gerekçesiyle itiraz eden aydın sanatçılardan biri olarak dönem basınında adından sıkça söz ettirmiştir. Kendisi gibi heykeltıraş olan eşi Nijat Sirel ile birlikte sayısız ortak çalışmaya imza atmıştır.

  • En Ünlü Eserleri: Ali Hadi Bara’nın büstü başta olmak üzere İstanbul Resim ve Heykel Müzesi koleksiyonunda yer alan birçok portre heykeli. Onun eserleri, klasik anlayışın dışına çıkmaya çalışan, yüz ifadelerindeki o derin psikolojiyi mermere çok iyi yansıtan modern bir dile sahiptir.

3. Ağaca ve Taşa Şefkatle Dokunan Yontucu: Lerzan Bengisu (1906-1978)

Kariyerine ahşabın ve ağacın o sıcak, doğal dokusuyla başlayan Lerzan Bengisu, doğanın formlarını bozmadan onları sanata dönüştüren harika bir zanaatkardır. Kurumuş ağaç gövdelerini alıp onlara öyle bir cila ve şekil verirdi ki, o ölü odun parçaları tekdüze ama bir o kadar da dengeli soyut sanat eserlerine dönüşürdü.

Heykel sanatının hem figüratif (insan formuna dayalı) hem de soyut (modern) taraflarında eserler veren Bengisu, sadece yurt içinde değil yurt dışında da birçok sergi açmış, Uluslararası Soroptimistler Derneği ve Kadın Sanatçılar Birliği üyelikleriyle kadınların sanat dünyasındaki sesini yükseltmiştir.

  • En Ünlü Eseri: Eğer yolunuz İstanbul’a düşerse Taksim Gezi Parkı’nın içinde yürürken mutlaka o bembeyaz mermer heykele dikkatli bakın: Barış Heykeli (1974). Üç ayrı formdan oluşan ve bir anneyi iki çocuğuyla birlikte sembolize eden bu devasa eser, Lerzan Bengisu’nun şefkatli ellerinden çıkmış, İstanbul’un en kıymetli simgelerinden biridir.

The Gustos Yorumu: Taşı Yontarak Tarih Yazanlar

Soğuk, sert ve inatçı bir mermer bloğunu saatlerce, günlerce, hatta aylarca yontarak ona bir insanın tenindeki sıcaklığı, bir annenin merhametini veya bir liderin kararlılığını verebilmek inanılmaz bir tutkudur. Sabiha Bengütaş’ın açtığı yoldan ilerleyen, Nermin Faruki’nin cesaretiyle şekillenen ve Lerzan Bengisu’nun zarif formlarıyla zirveye ulaşan Türk heykel sanatı, bu kadınların o narin ama çok güçlü elleriyle günümüze ulaştı.

Bu hafta sonu bulunduğunuz şehirdeki bir açık hava heykeline, meydandaki bir anıta veya müzelerdeki o büstlere bakarken; o soğuk taşın ardındaki sıcak insan emeğini, hele ki bunu başaranın engelleri aşan bir kadın sanatçı olduğunu tekrar hatırlayın.

Peki siz, şehirlerimizde yanından her gün geçtiğimiz ama hikayesini tam olarak bilmediğimiz anıtlar hakkında daha fazla içerik görmek ister misiniz? Sanatla, estetikle ve umutla kalın!

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir