Roman Paris’te bir parfüm mağazasında çalışan genç bir kadının vücudundaki değişimi fark etmesi ile başlıyor. Yüzü uzuyor, deri kalınlaşıyor ve giderek domuza benzemeye başlıyor. Bu değişim bir metamorfoz olmasının dışında yaşadığımız toplumun kadınlara biçtiği rolleri de okuyucuya gösteriyor. Dişi domuz Marie Darrieussecq ‘nin 1996 yılında yayınlanan ilk kitabı olmasına rağmen okuyucular tarafından anlattığı konu ve dili ile oldukça cesur bir olarak görülüyor.


Dişi domuz romanında Marie Darrieussecq kadın bedeninin nesneleştirilmesini ve neredeyse cinsel bir obje olarak görünmesini toplumsal normlar üzerinden anlatıyor. 90’lar Fransasın da ahlaki çöküşü ve bireyin yalnızlığını gözler önüne seriyor. Dili güçlü olduğu kadar okuması kolay ve akıcı bir roman olarak öne çıkıyor.

Anlatıcının olaylara karşı duygusuz üslubu yaşadığı değişimi daha da sarsıcı kılması ile, bu üslup anlatıcının toplumdan dışlanmasını etkili bir biçimde ortaya koyuyor. Fantastik bir türde yazılmış olsa da, Dişi Domuz alt metni ve toplumsal eleştirileriyle son derece gerçekçi duruyor. Eser 1996 yılında yazılmış olmasına rağmen hala konu itibari ile güncelliğini koruyor. Fransız yazar Marie Darrieussecq aynı zamanda psikanalist ve çevirmenlik yapıyor. Türkçeye çevrilen Dişi Domuz kitabı haricinde ‘Tom Ölüdür’ ve ‘Erkekleri çok sevmek gerekir’ iki kitabı daha bulunuyor. Eserlerinde toplumsal kimlik, cinsiyet ve beden dönüşüm konularını işliyor. Karakterleri genellikle kadın olan yazar, söylenmeyen gerçekleri gözler önüne seriyor.
